Mayıs 7th, 2008 02:31pm
M. İkbal TUNA
Günümüz dünyasında var olan düzen yerküreyi küresel bir köy haline getirmiş ve devletler arasındaki ilişkiler, infirat politikasından (uluslar arası arenadaki gelişmelerden uzak kalma, kendi içine kapanma) karşılıklı bağımlılığın esas alındığı bir sisteme terfi etmiştir. 20 yy. da Amerika’nın uyguladığı infirat politikasındaki izolasyonizm gibi bir strateji artık devre dışı kalmıştır. Devletlerin mevcut olan gücünü artırması ve güvenliğini sağlaması ancak günümüz dünyasında hâkim olan sisteme ayak uydurması ile mümkündür.
Meydana gelen küreselleşme süreci ve teknolojik patlamalar her ne kadar ülkeler arasındaki sınırları kaldırıp, bloklaşmaları sona erdirse de kişilerin sahip olduğu kimlikler halen kutuplaşmalara sebebiyet vermektedir. Meydana gelen kutuplaşmanın sebebi ise son zamanlarda gündemden düşmeyen güvenlik sorunu nedeniyle kapitalist ve emperyalist zihniyetteki devletlerin dini kimliklerini ön plana çıkararak ortak eksende buluşma çabalarıdır.
Güçlü olanın ayakta kaldığı bir dönemde, uluslar arası güç dengesini kendi lehine çevirmeye çalışan devletler güvenlik sorununu çözmek ve dünyanın da bekçiliğini yapmak ihtiyacı duyduklarından hızlı bir şekilde silahlanma yarışına girmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan silahlanma yarışında nükleer güce sahip olarak daha üstün bir konuma geçmişlerdir. Bu yüzden ellerindeki nükleer güç ile dünyanın vesayet makamı olduklarını ilan etmişlerdir. Fakat bu nükleer gücün başka devletler tarafından kullanılması kamplaşmalara ve devletlerarası bölünmelere sebep olmuştur. Her ne kadar bu devletler, nükleer enerjiyi sadece savunma ve enerji amaçlı kullanmasını beyan ediyor olsalar da… (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Dış Politika
Nisan 22nd, 2008 10:16pm
Talha CAN

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Tolga Çevikel Bey, Turkce blogosfer ve blog yazarlarıyla ilgili bir doktora tezi hazırlığı için bizlere Pakvizyon ile ilgili kısa sorular yöneltti.
-Aralık 2007′de oluşturmuşsunuz blogunuzu. Bu, ilk blogunuz mu? Blogunuzu başından
beri üç yazarla mı hazırlıyorsunuz?
Sitenin kuruluşu Kasım ayında oldu, yazı eklemeye Aralık 2006’da başladık. (2007’de değil:) Benim ve arkadaşlarımın ilk blogu oldu bu. Pakvizyon’u M.İkbal Tuna Beyle birlikte kurduk. Mehmet Edebali Bey kısa bir süre sonra aramıza katıldı. Esasında sayımızı artırmayı düşünüyorduk fakat meşguliyetimiz sebebiyle siteye pek yoğunlaşamayınca böyle kaldı. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Nisan 2nd, 2008 12:04pm
Talha CAN
Anayasacılık Anayasal devletin vazgeçilmez unsurlarından biri olan “hukukun üstünlüğü”, demokratik ülkelerde meşruiyetin temelini oluşturan “milli irade” ve “insan hakları” arasındaki dengeyi sağlanmakla birilikte otoritenin egemenliğinin sınırlandırılması için hayati önem taşır.(1) Anayasacılığın temeli de özgürlükleri otoriteye karşı korumaktır. Anayasa kavramı, Manga Carta’nın tarihi açılımı olarak devam eden süreçte otoritenin baskılarına karşı bir tepki arz eden kısıtlayıcı ve şartlar koyucu; devlet ve toplum arasında yapılan bir milli mutabakat uzlaşma metni ve toplumun devlete verdiği bir yetki beratı(2) olarak açıklanabilir. Temel gaye, iktidarın sınırlanarak özgürlüklerin teminat altına alınmasıdır.
(devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Hukuk, Tarih, Siyaset, Önerilen Yazılar, Gündem
Ocak 25th, 2008 11:05am
M. İkbal TUNA
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika
Ocak 24th, 2008 09:31pm
Talha CAN
Aslında bu sorunun, temel hak ve özgürlükleri sağlamakla meşruiyetini sağlayan Anayasal bir devlette sorulması çok abes kaçıyor. Fakat elit vesayetin, rejim muhafızlığı yaptığı Türkiye’de, hukukun lastik gibi çekiştirilmesi “Anayasal Devlet”ten çok yalnızca “Anayasalı Bir Devlet”ten bahsetmek mümkün… Aslında bu açıdan sorunun yönelişi de gerçekte ”neden yasak olsun ki!” olmalıydı.
Demokratik bir devlet meşruiyetini temel hak ve özgürlüleri sağlamak temelinden alır. Devlet, liberal bir yaklaşımla toplumdaki zenginlikleri ve farklılıkları birlikte yaşatmakla yükümlüdür. Pozitif yönden devlet bunu erklerinin gücüyle katkı yaparak, negatif ve aslında daha özgürlükçü yönden ise devlet farklılıkları kapmasa alanı içerisine almadan ve üzerinde karar ve destek mekanizmasını kullanmadan gerçekleştirir. Buradaki çerçeve demokratik bir devletin vazgeçilmez unsuru olan siyasal tarafsızlıktır. Siyasal tarafsızlıkta gaye toplumdaki farklı odaklardaki değerlere, özelliklere eşit mesafede durmaktır. Değerler üzerinde güç kullanmayan devlet bu zenginlikler mekanizmasını yozlaştırmaz. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Hukuk, Toplum, Siyaset, Gündem
Ocak 21st, 2008 09:32pm
Talha CAN
Türkiye’nin yeni dönemde atlatacağı sıkıntılar –inşallah- doğum sancısı olarak isimlendirmek siyaseti umutla okumak adına rahatlatıcı bir teskere gibi geliyor insana. Gelecek hakkında hüsnü niyetle yaptığımız yorumlar biraz da geçmişte yaşadığımız olaylardan Türkiye’nin alnının akıyla çıkmış olmasından kaynaklanıyor. Ülke gündemini sıcak tutan ve sırf ortalığı karıştırmak için tezgâhlanmış planların aktörlerinin elinde patlamış olması, hatta bazen komik haller alması ve en önemlisi de halkın bu planlara ve aktörlere artık kanmaması; 21. yüzyıla ümit dolu bir “take-off”la başlaması için önemli işaretler…
Sözü, yıllardır ve son günlerde gündemin sıcak maddesi olan başörtüsünün yasak tutulmasının hukuki bir dayanağının olup olmadığı ve türbanın serbest bırakılması gibi demokratik bir durum için gizli iktidarın ne gibi tezgâhlar peşinde olacağına getirmek istiyorum. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Hukuk, Siyaset, Önerilen Yazılar, Gündem
Aralık 20th, 2007 09:27pm
Talha CAN
Üzerimizdeki bütün bu ağırlıklara bakıldığında, ümmetin Bayramı kutlarkenki sevincini yanında burukluğu görmemek elde değil. Bizler emaneti elde tutarak Bayramımızı cihanşümul halde karşılayamamanın sorumlusuyuz belki de?
O halde; “Bayramsa Bayramımız Mübarek Olsun”
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Aralık 4th, 2007 06:18pm
Talha CAN
Son günlerdeki polis ile ilgili tartışmaları medyanın nabzıyla odaklanarak birçok ayrıntıyı kaçırıyor hatta yanlışlıklara düşebiliyoruz. Temmuz ayında yenilenen PVSK’nın medya tarafından anti-demokratik bir durum olarak lanse edilmesi, Emniyet içerisindeki bireysel hatalar ve bunun yanında büyük çaplı ses getiren ama polisin kanunen ve vicdanen haklı olduğu olaylar… Bunları salt bir gündemle bakmanın gerçek sonuca ulaştıracağını düşünmüyorum. Buradan polisin tümden haklı olduğunu söyleyecek değilim ama ortada bir dalavere olduğunu belirtmek istiyorum. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Toplum, Siyaset, Gündem
Aralık 1st, 2007 10:20pm
Talha CAN
Sevgili okurlarımız,
Sizlerle tanışmamıza ve fikirlerimizi sunmamıza fırsat veren sitemizin ilk yazısını yayınlayalı bir yıl oldu…
Bu “bir yıl” içerisinde gerek gündemle ilgili gerekse gündem dışı ve genel konulardaki fikir ve analizlerimizi sizlerle paylaşmaya çalıştık…
2007, Türkiye için güzel doğumlara sancı senesi…
Liberal demokratik çerçeveyle yaklaştığımız konularda objektif ve sağduyulu bir duruş sergilemeye özen gösterdik… (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Kasım 26th, 2007 04:39pm
Talha CAN
Cumhuriyet’in kurulmasıyla inkılâpların hayata geçirilmesi konusunda yakın tarihimizde bitmek tükenmek bilmeyen bir muallâka gömülmüş bulunmaktayız. Dönemin, uzunca bir süre ve hatta 21. yüzyılı yaşadığımız şuanda bile “eleştirilmezlik” zırhıyla korunması tarihi gerçeklerden bizi uzaklaştırmakta ve bazen de körü körüne yanılgılara sokmaktadır. Şüphesiz bu yanılgılar en çok inkılâplar dönemindeki tarihi eleştirilerde ortaya çıkmaktadır. Günün konjektürleri içerisinde değerlendirdiğimizde uygulamaların birçoğunun zeminsiz ve dikta usulü olduğunu görmekteyiz. Savaştan yeni çıkmış ve kendini toparlamakta zorluk çeken yeni bir devlet için tek parti rejimi diktasını ekonomik ve siyasi iktidar adına en uygun olduğunu savunan zihniyet maalesef demokrasiden fersah fersah uzak bu dönemde insanların hayatları ve hayat tarzları üzerindeki karar mekanizmasını görmezden gelerek tarihi bir hataya körü körüne bağlanmaktadırlar. Nitekim aradan seksen sene geçmesine rağmen “inkılâp” adı verilen tepeden inmeci modernleşmenin toplumda hâlâ yerini bulamadığı ve tartışmaların devam ettiği gerçeği, toplumun özünü içermeyen ve tepeden inen çağdaşlaşmanın gerçeklerden ne kadar uzak olacağının bir kanıtını oluşturmaktadır. Yenileşme hareketlerinin sahiplerinin aklından çıkarmamaları gereken bir şey vardır ki o da “en büyük çağdaşlık özgürlüktür.”(1) (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Toplum, Tarih, Siyaset, Önerilen Yazılar
Ekim 12th, 2007 01:22pm
Talha CAN
Kimine göre on bir ayın sultanının vedası…
Kimine göre şeker bayramı…
Kimine göre Ramço bayramı…
Kimine… Kime ne? Bana ne!
Minareden atlarım bayramınızı kutlarım vesselam…
Dandik bir söylem oldu ama demode bir mesaj olmadı:)
Mübarek Ramazan Bayramının tüm İslam Alemine, sevenlerinize ve sizlere hayırlar getirmesi duasıyla…
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Ekim 5th, 2007 08:20pm
M. İkbal TUNA
Sivil anayasa tartışmalarının sürdüğü şu günlerde, gündemimizi en çok meşgul eden konuların başında her zaman olduğu gibi laiklik gelmektedir. Resmiyette(anayasa’da) ve bir takım çevrelerce sürekli laik olarak gösterilmemize rağmen uygulamada bir takım hatalar göze çarpmaktadır. Sistemimiz laiklik dışında her türlü uygulamalara açık hale gelmiş durumdadır. Bu farklılaşmayı görebilmek için ilk olarak batıdaki laiklik ve ülkemizdeki laik kavramları ve uygulamalarına bakmak gerekir.
Laiklik ruhbanlı dinlerde, ruhani konseyle devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir kurumdur.
Laikliği din-devlet ayrımı veya din devlet ilişkisi olarak tanımlamak yanlıştır. Din devletten önce vardır ve insanlar devleti temel hak ve hürriyetlerini geliştirmek ve korumak için kurarlar. Bu temel hak ve özgürlülerin başında ise din ve vicdan özgürlüğü gelmektedir. Fakat ne yazık ki ülkemizde laiklik anlayışı devleti kutsallaştırarak, dinsiz bir devlet modeli meydana getirmiştir. İnsanlar vatandaşlık haklarına sahiptirler. Bu hakların en önemlilerinden birisi olan ve kişinin hayatını anlamlı kılan din ve vicdan özgürlüğünün korunması ve laiklikle teminat altına alınması gerekir. Fakat bizdeki durum batıdan çok farklıdır.
Batıda kilise-devlet ilişkisi açısından üç ayrı yaklaşım söz konusudur. Fransa’da kilise ile devlet çatıştığı için laiklik bir mütareke anlamını taşırken, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde, çatışmaya gerek kalmadan kilise ile devlet kendi sorumluluk alanlarını bir kontratla belirledikleri için bunlara “kontrat ülkeleri” denir ve iki tarafın ilişkileri, iki eşit tarafın rızasına dayalı bir kontrata bağlıdır. Üçüncü yaklaşım tarzı ise İtalya’da görüldüğü gibi egemenliğin paylaşılmasıdır. Yani kilise ve devlet egemenliği eşit olarak paylaşılmış ancak kendi alanlarını yine kendileri belirlemiş ve taraflar bu yaklaşımı kabul ve beyan etmişlerdir. Vatikan’ın ortaya çıkışı böyle bir paylaşım esasına dayalıdır. Vatikan bütün dünyadaki Katolik kiliselerinin ve bunların sahip oldukları toprakların sahibidir.1 Öncelikle laiklikten söz edebilmek için bir ülkede hâkim olan ruhani bir otoriteden bahsetmek gerekir. Batı’da Vatikan bu işlevi üstlendiği için laiklikten ve işlevinden bahsedilir çünkü orada, Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verecek olan bir kurumun varlığından söz edilebilir. Fakat biz de daha düne kadar (Abdurrahman Dilipak’ın ifadeleriyle) Sezer’in hakkı Sezar’dan fazlaydı. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika
Ekim 1st, 2007 06:38pm
M. İkbal TUNA
İnsanlık için en büyük amaç hep ütopyayı yaşamak olmuştur. Anotole France’da dediği gibi her ilerleyişin ruhu ütopyadan gelmektedir. Yeni bir toplum, yeni bir devlet idealize etmek için sürekli olarak yeni sistemler, yeni kavramlar var edilmiştir. Bilindiği gibi İlk ütopya örneği Platon’un devlet ütopyasıdır sonra Farabi’nin Medinet’ül Fâzila (Erdemli Şehir), Thomas More‘un Ütopyası, Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’i,Marks’ın Kominal toplum ütopyaları tarih içerisinde idealize edilerek oluşturulmuş toplum tipleridir.
İnsanlığın kendi kaderine hükmetmesi, erdem, huzur ve güveni yakalayabilmesi için piyasaya sunulan reçetelerin çoğu aslında ayrı kanaldan beslenip aynı doymuşlardır. Günümüzde yaşanan sistem ve ideoloji krizlerinin temelinde de bu sebep yatmaktadır. Tarihin belirli dönemlerinde birbirine zıt olan iki düşüncenin bir süre sonra kulvar değiştirmesi de ütopya çıkmazında yatmaktadır. Mesela, siyasi arenaya bir göz atıldığında bazı fikirlerin belirli dönemlerde ve bağlamlarda sol tarafından savunulurken, günümüzde aynı düşüncenin sağ tarafından savunulmakta olunduğuna şahit olunacaktır. Bir zamanlar sol tarafından savunulan “bireysel özgürlük, piyasa ekonomisi, siyasal tarafsızlık, laiklik” gibi konular, günümüzde sağın merkezine oturmuş durumdadır. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika
Eylül 11th, 2007 11:59pm
M. İkbal TUNA
İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal olmanın gereklerine bağlı olarak sürekli toplum ile iç içe yaşamaktadır. Sosyalliğin en temel öğesi ise birliktelik duygusudur. İnsanoğlunun gelişim sürecine baktığımızda ise, eskiye nazaran toplum ilişkilerinde büyük bir kırılma göze çarpmaktadır. Önceleri sosyal hayatımızda büyük bir yeri olan komşuluk ilişkileri bugünlerde olabildiğine sığlaşmış durumdadır. Merhum şairimiz Akif’in de dediği gibi:
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Bir zamanlar biz, insanlara sadece milliyet değil, insanlığı öğretmişiz, insan olmayı öğretmişiz. İçtimai hayatın güzelliklerini, ulvi esintilerini sevgiye hasret sinelere üflemişiz. Osmanlı demeyeceğim daha 10-15 yıla kadar bizde mahalle kavramı şimdiden çok farklı şeyler çağrıştırıyordu. Mahalle, birbirini tanıyan ve birbirine karşı mesuliyet davası güden, sevinç ve kederin ortak olarak paylaşıldığı ve herkesin birbirine karşı duyduğu güvenin vazgeçilmez odağıydı. Birbirimize her zaman şefkat ve merhametle bakar, etrafımızı muhabbet hülyaları ile doldururduk. Keder üzerimizden muvakkaten geçen karabulutlar gibiydi. Üzerimizde bulutlar muvakkat değil mütemadiyen dahi olsa biz gülüp geçiyorduk. Çünkü o zamanlarda kendisini toplumdan izale etmiş, kendi benliği uğruna yola çıkmış, topluma tepeden bakan ve milletinin sırtında bir kalbur gibi duran insanlar yoktu. Herkesin tek bir hedefi vardı. O da başkaları için yaşamaktı. Kendi canı pahasına da olsa… Aslında sadece milletimiz değil, insanlık da hep yaşatma arzusuyla var olabilmişti. Yaşadığı dönemdeki toplumun emiri olan Zeynel Abidin halkına çuvalla yiyecek taşırken fark edilmemek için bu işi gece yapardı. Halk her sabah kapısının önünde hazır bekleyen erzakın kim tarafından getirildiği ancak Zeynel Abidin vefat ettiğinde anlamışlardı. Çünkü o sabah kimsenin kapısında yiyecek yoktu ve Gassal, bu büyük emiri yıkarken sırtında iki karışlık bir nasır görmüştü. Acaba dünlere kadar bizimde nice Zeynel Abidinlerimiz yok muydu? (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Toplum
Eylül 5th, 2007 04:37pm
Talha CAN
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika
Ağustos 20th, 2007 10:01pm
Talha CAN
[20 Ağustos tarihinde DerinDüşünce’de yayındı…]
Cumhurbaşkanı seçimlerinde tarafların isimler ve simgeler üzerindeki tartışmaları bir yana bu süreçte en objektif ve tutarlı duruşu liberal demokrasiyi benimsemiş aydınlarımız gösterdi. Bunu iki nedene bağlayarak söyleyebiliriz. Birincisi, cumhurbaşkanlığı seçiminin arifesindeki ve ertesindeki süreç boyunca sağduyu ve demokrasi tarafgirliği yapmaları, anti-demokratik müdahalelere olanca güçleriyle tepki göstererek dik duruş sergilemeleri… İkincisi de, konumuzla alakalı olarak; cumhurbaşkanı seçimlerinde isimler ve simgeler üzerindeki tartışmalardan çok, parlamenter sistem içerisinde cumhurbaşkanının sorumsuzluğu karşısındaki yetkileri konusunda kaygılarını dile getirmiş olmaları idi… Nitekim bu kaygı, yeni cumhurbaşkanının ismi, şekli ne olursa olsun, demokrasi ve istikrar parolasıyla önümüzdeki döneme başlayan hükümet için çözülmesi gereken ilk sorun olacaktır… (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Siyaset, Gündem
Ağustos 11th, 2007 04:39pm
M. İkbal TUNA

Geçen hafta bazı işlerim sebebiyle Ankara’ya geldim. İnanın Ankara’da neredeyse hayat durmuş durumda. Kimi evlerde bulaşıklar birikmiş öyle bekliyor, cami tuvaletleri bile su sorunu nedeniyle kapanmış, çamaşırlar evlerde yığılı vaziyette duruyor. İnanır mısınız hastanede çalışan bazı doktorlar nöbetten izinli olduğu halde evinde su olmadığı için gitmiyor.
Vatandaş farklı farklı yollarla su bulma çabası içinde, kimisi sadece dua emekle meşgul iken, kimisi bir kamyonet kiralayıp Gölbaşı’na bağlı köylerden su getirme çalışıyordu. Kimisi ise 22 Mart’ı beklemiş gözüküyor. Hani 22 Mart Dünya Su Günü ya! Belki o zaman suyu verirler. Ankara’da Cemre Parkı yakınlarında patlayan bir boru sebebi ile 4 gündür su verilmemekte. (Ayrıca su borusunun patladığı bir yerde yolun balçık tutması sebebiyle yeni evlenmiş hamile bir bayanla, kocası trafik kazası yaptı. Bayan’ın bir çok yerinde kırık olduğu tespit edilmiş Allah’tan çocuğa bir şey olmamış.) Ayrıca hastanelerde kuyu suyu içtiğinden dolayı mikrop kapan bazı çocukların hastaneye kaldırıldığını doktor olan bir akrabam söyledi. Ankara kokmuş durumda.
Biraz haber bülteni gibi oldu…
Asıl gelmek istediğim konu ise, (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika
Ağustos 8th, 2007 03:13am
Talha CAN
Yeni döneme girerken en büyük eksikliğimiz “Ne olacak bu CHP’nin hali?, MHP’nin DTP’ye karşı tutumu ne olacak? Aman Sarıgül, yaman Yılmaz, çılgın Uras” gibi konulara odaklanmak oldu. Tabi ki siyaset gündemi içerisinde bunlar çok önemli konular. Yalnız herkesin seçimden çıkartması gerektiği dersleri sayarken seçimin galibi AK Parti’ye aslan payını vermiyoruz. Benim siyasi beklentilerim içerisinde kendisine en çok ders çıkarması gereken, kendini sorgulaması gereken parti AK Parti. Çünkü AK Parti yürütme görevinin sahibi, yasama görevinin sürükleyicisi konumunda. Yani beklentilere cevap verecek mercide. CHP’nin bundan sonra halkın mantıksızlığını(!) görmezden gelmesi, MHP’nin takınacağı sağduyulu tutumlar, DTP’nin sorumlu davranması… Bunların hepsi zaten siyaset adabı içerisinde bulunması gereken potansiyel frekanslar. Ders çıkartılacak bir şey varsa kinetik aktivasyonlar olmalı, burada da konumuz yeni dönemde AK Parti oluyor. (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika, Siyaset, Gündem
Ağustos 7th, 2007 05:37pm
Talha CAN
Erdoğan kabineyi yenileyedursun, pakvizyon olarak bizler de bloglarda yeni bir dalgayı başlattık… “Benim Blog Kabinem!” Blok sitesi olan ve bloğu olmayıp yorumlarıyla katılan (Kemal Derviş gibi:) arkadaşlardan kendi kabinenizi kurup üç blogcuya pasınızı atıyorsunuz. Onlarda üç kişiye… Kabineyi kuracağım derken şimdiden Erdoğan’ın halini anladım. Şura gayri resmi bir kabine için bile ne kadar terledim. Hee, Erdoğan demişken, cumhurbaşkanınızı ve meclis başkanınızı da seçin. Yalnız unutmayın, başbakan sizsiniz.
Buyurun bizim kadro:)
CUMHURBAŞKANI: F.Sipahi Tan
Hiç tereddüt etmeden kendilerini cumhurbaşkanı yaptım. Başım ağrımadı değil. Ama vallahi hak ediyor, halk onu istiyor, hem bir o kadar da istekli, yalnız Fethi Bey’e kötü bir sürprizim var, yetkilerini ve sorumsuzluğunu kısıtlayacağız… (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Ağustos 6th, 2007 11:28am
M. İkbal TUNA

22 Temmuz seçimleriyle birlikte ülkemize “sivil anayasa” damgasını vurmuş durumda. Cumhurbaşkanı seçim sürecinde yaşanan 367 krizi ise ülkemizdeki mevcut anayasa sorununu birkez daha gözler önüne serdi. Sivil anayasa konusunda ülkemizde çok farklı yaklaşımlar var. Bir kısım halk kitlesi Sivil anayasayı bir kurtuluş reçetesi olarak algılarken, bir tarafta da sivil anayasayı AB süreci ve ekonomik kriz için modernleşme süreci olarak gören hayal-perest ütopyacılar bulunmaktadır. Fakat bizdeki asıl sorun anayasanın sivil olup olmamasında değil. Ya da şöyle söyleyeyim mesele anayasayı sadece sivilleştirmekle bitmiyor. Bizim asıl üzerinde durmamız gereken bazı önemli noktalar ise: (devamı…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: İç Politika
Previous Posts