Temmuz 24th, 2008 02:19pm
Talha CAN
Bu yazı 23.07.2008 tarihinde Derindüşünce’de yayınlandı…
CumhurbaÅŸkanlığı seçimine yakın ve ardından yapılan yorumlarda milletle devletin barışması hususu çok kez vurgulanmıştı. Çevre-merkez paradigmalarıyla yapılan analizlerde bundan böyle Çankaya’nın dolayısıyla da Ankara’nın kapılarının Anadolu’ya açılacağı söylenmiÅŸti. Görünürde haklılık payı taşıyan yorumlardı ancak gerçekler sadece gördüklerimizden ibaret deÄŸildir. Sahneye vuran gölgeleri bir kenara bırakıp asıl aktörlere odaklandığımızda gerçeklerle daha yakından muhatap olmaya baÅŸlarız. İşte bu sürece reel yaklaşım da iktidar odaklarının mücadelesinin yalnızca siyasi ve hukuki sahnede cereyan etmediÄŸi öngörüsüydü. Günümüze geldiÄŸimizde ise görünen o ki bu mücadele en ateÅŸli saf’asını yaÅŸamaktadır. Çünkü çatışma gitgide hukuki zemine çekilmekte bu da birilerinin canını fena halde yakmaktadır… (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Gündem, Siyaset, Toplum
Temmuz 18th, 2008 07:17pm
Talha CAN
Bu yazı 18.07.2008 tarihinde Derin Düşünce’de yayınlandı…
Daha önceki yazılarımızda belirttiÄŸimiz bir hususla baÅŸlayalım yazımıza; bundan yıllar sonra torunlarımızın okuyacağı siyasi tarihimizde modernleÅŸme süreci içerisinde ayrıca yer alacak normalleÅŸme hikâyemizde yaÅŸadığımız ÅŸu günler belki de en belirgin kırılma noktasını teÅŸkil ediyor. Bu hikâye içtimai içerikte, bir o kadar da toplumla siyasetin adımlarını uydurma sürecinden ibaret… Yani milletimizle devletimizin barışma, siyasetin normal eksene esneme süreci… Tanımdan da anlaşılacağı üzere toplumun muhtevasındaki bu süreç günlük hayatımızla bire bir iliÅŸkili kurum, kuruluÅŸ ve organlardan muaf tutulamaz. İlerleme adeta herkesin kendi evinin önünü süpürmesiyle gerçekleÅŸiyor… (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Bağlantılar, Gündem, Siyaset, Toplum
Haziran 26th, 2008 09:48pm
Talha CAN
Bu yazı 26.06.2008 tarihinde Derin Düşünce’de yayınlandı…
Dünya insanlık tarihinin başlangıcından bu yana bir kültürler atlası olmuştur. Tarih boyunca kültürlerin birbiriyle olan ilişkisi yerelden evrensel değerlere doğru süzülme ile gerçeklemiştir. Son iki asırda ise siyasi, sosyal ve teknolojik gelişmeler kültürler arası etkileşimi tarihte hiç olmadığı kadar artırmış, devletlerden bireye kadar hissedilebilir ölçüde bir hareketlilik sağlamıştır. Tabi Fransız Devrimi’nin etkileriyle bu durum terazinin farklılıkların fırsatlarından çok risklerine ağır basmasıyla sonuçlanmıştır. Hal böyle olunca dünya üzerindeki iktidar güçleri senaryolarını bu çatışma iklimlerine göre yazmış ve rolleri de kendi çıkarları ekseninde dağıtmışlardır.
(daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Tarih, Toplum
Haziran 25th, 2008 12:50pm
Talha CAN
Bu yazı 25.06.2008′de Derin Düşünce’de yayınlandı…
Politik ve hatta genel kültüre dair az çok bilgi birikimine sahip bir vatandaşın aleni bir şekilde fark edebileceği gibi genç Türkiye’nin kuruluşundan beri çekdiğimiz normalleş(e)me(me) sancımız son yıllarda doğum sancısı ve diğer taraftan gaz sancısıyla son velveleli haline ulaştı ve bu haliyle siyasi arenadaki mücadele erkler arası çatışmaya dönüşmesi ile 21. yüzyıl tarihine bir ironik Türk klasiği eklenmiş oldu. İleride tarihe ait politik ve sosyoloji incelemelerinde, Osmanlı’dan o ana kadarki modernleşme süreci içerisinde belki de en can alıcı kırılma noktasının yaşamış olduğumuz bu günlere tekabül edeceğini düşünüyorum.
(daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Gündem, Siyaset, Toplum
Mayıs 31st, 2008 10:46pm
M. İkbal TUNA
2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin ciddi bir düşmansızlık sendromu yaÅŸadığı görülür. SavaÅŸ biter, düşman yok edilir. Åžimdi ne olacaktır?
Düşman, kime ve neye göre düşman kavramının içeriÄŸi farklılık gösterir. SavaÅŸ ortamında düşman tanımlaması hem somut hem de kolaydır. Fakat barış zamanında düşman tanımlamak belirsizleÅŸir. Peki barışta düşmanı tanımlamak niçin bu kadar önem arz eder. ABD örneÄŸinden yola çıkarsak, ABD’nin ulusal savunma konseptini ortaya koyması lazımdır. Bu konsepti kimler tanımlayacaktır? Ulusal savunma kelimeleri yan yana getirdiÄŸimizde asker, silah, silah üreticileri, para, siyasal güç, kirli iÅŸler kelimeleri birbirini çaÄŸrıştırır. Savunma saldırı ile doÄŸru orantılı bir kavramdır. Saldırı yapabilmeniz için askere, askerin vurucu gücünü artırabilmeniz için silaha ve paraya, para içinde parayı verecek halka ihtiyacınız vardır. Hepsinden önemlisi bu sistemin çalışması için mutlaka bir düşmanınız olması gerekir. Düşmanınız yoksa o zaman bu saadet zinciri bozulmaya baÅŸlar. Halk para vermeyecektir. Para alamayan silah ÅŸirketleri üretim yapamayacaklar ve silahı olmayan asker sistem içinde gücünü yitirecektir. Hepsinden önemlisi siyasi erk sistem içerisindeki gücünü kaybedecektir. Bu durumda ne yapılmalıdır. Düşmanınız yoksa düşman oluÅŸturma taktiÄŸi devreye sokulmalıdır.* (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Dış Politika
Mayıs 7th, 2008 02:31pm
M. İkbal TUNA
Günümüz dünyasında var olan düzen yerküreyi küresel bir köy haline getirmiş ve devletler arasındaki ilişkiler, infirat politikasından (uluslar arası arenadaki gelişmelerden uzak kalma, kendi içine kapanma) karşılıklı bağımlılığın esas alındığı bir sisteme terfi etmiştir. 20 yy. da Amerika’nın uyguladığı infirat politikasındaki izolasyonizm gibi bir strateji artık devre dışı kalmıştır. Devletlerin mevcut olan gücünü artırması ve güvenliğini sağlaması ancak günümüz dünyasında hâkim olan sisteme ayak uydurması ile mümkündür.
Meydana gelen küreselleşme süreci ve teknolojik patlamalar her ne kadar ülkeler arasındaki sınırları kaldırıp, bloklaşmaları sona erdirse de kişilerin sahip olduğu kimlikler halen kutuplaşmalara sebebiyet vermektedir. Meydana gelen kutuplaşmanın sebebi ise son zamanlarda gündemden düşmeyen güvenlik sorunu nedeniyle kapitalist ve emperyalist zihniyetteki devletlerin dini kimliklerini ön plana çıkararak ortak eksende buluşma çabalarıdır.
Güçlü olanın ayakta kaldığı bir dönemde, uluslar arası güç dengesini kendi lehine çevirmeye çalışan devletler güvenlik sorununu çözmek ve dünyanın da bekçiliÄŸini yapmak ihtiyacı duyduklarından hızlı bir ÅŸekilde silahlanma yarışına girmiÅŸlerdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında baÅŸlayan silahlanma yarışında nükleer güce sahip olarak daha üstün bir konuma geçmiÅŸlerdir. Bu yüzden ellerindeki nükleer güç ile dünyanın vesayet makamı olduklarını ilan etmiÅŸlerdir. Fakat bu nükleer gücün baÅŸka devletler tarafından kullanılması kamplaÅŸmalara ve devletlerarası bölünmelere sebep olmuÅŸtur. Her ne kadar bu devletler, nükleer enerjiyi sadece savunma ve enerji amaçlı kullanmasını beyan ediyor olsalar da… (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Dış Politika
Nisan 22nd, 2008 10:16pm
Talha CAN

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Tolga Çevikel Bey, Turkce blogosfer ve blog yazarlarıyla ilgili bir doktora tezi hazırlığı için bizlere Pakvizyon ile ilgili kısa sorular yöneltti.
-Aralık 2007′de oluÅŸturmuÅŸsunuz blogunuzu. Bu, ilk blogunuz mu? Blogunuzu başından
beri üç yazarla mı hazırlıyorsunuz?
Sitenin kuruluÅŸu Kasım ayında oldu, yazı eklemeye Aralık 2006’da baÅŸladık. (2007’de deÄŸil:) Benim ve arkadaÅŸlarımın ilk blogu oldu bu. Pakvizyon’u M.İkbal Tuna Beyle birlikte kurduk. Mehmet Edebali Bey kısa bir süre sonra aramıza katıldı. Esasında sayımızı artırmayı düşünüyorduk fakat meÅŸguliyetimiz sebebiyle siteye pek yoÄŸunlaÅŸamayınca böyle kaldı. (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Nisan 2nd, 2008 12:04pm
Talha CAN
Anayasacılık Anayasal devletin vazgeçilmez unsurlarından biri olan “hukukun üstünlüğü�, demokratik ülkelerde meşruiyetin temelini oluşturan “milli irade� ve “insan hakları� arasındaki dengeyi sağlanmakla birilikte otoritenin egemenliğinin sınırlandırılması için hayati önem taşır.(1) Anayasacılığın temeli de özgürlükleri otoriteye karşı korumaktır. Anayasa kavramı, Manga Carta’nın tarihi açılımı olarak devam eden süreçte otoritenin baskılarına karşı bir tepki arz eden kısıtlayıcı ve şartlar koyucu; devlet ve toplum arasında yapılan bir milli mutabakat uzlaşma metni ve toplumun devlete verdiği bir yetki beratı(2) olarak açıklanabilir. Temel gaye, iktidarın sınırlanarak özgürlüklerin teminat altına alınmasıdır.
(daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Bağlantılar, Gündem, Siyaset, Tarih, Önerilen Yazılar
Ocak 25th, 2008 11:05am
M. İkbal TUNA

Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Kategorilenmemiş
Ocak 24th, 2008 09:31pm
Talha CAN
Aslında bu sorunun, temel hak ve özgürlükleri saÄŸlamakla meÅŸruiyetini saÄŸlayan Anayasal bir devlette sorulması çok abes kaçıyor. Fakat elit vesayetin, rejim muhafızlığı yaptığı Türkiye’de, hukukun lastik gibi çekiÅŸtirilmesi “Anayasal Devletâ€?ten çok yalnızca “Anayasalı Bir Devletâ€?ten bahsetmek mümkün… Aslında bu açıdan sorunun yöneliÅŸi de gerçekte â€?neden yasak olsun ki!â€? olmalıydı.Â
Demokratik bir devlet meÅŸruiyetini temel hak ve özgürlüleri saÄŸlamak temelinden alır. Devlet, liberal bir yaklaşımla toplumdaki zenginlikleri ve farklılıkları birlikte yaÅŸatmakla yükümlüdür. Pozitif yönden devlet bunu erklerinin gücüyle katkı yaparak, negatif ve aslında daha özgürlükçü yönden ise devlet farklılıkları kapmasa alanı içerisine almadan ve üzerinde karar ve destek mekanizmasını kullanmadan gerçekleÅŸtirir. Buradaki çerçeve demokratik bir devletin vazgeçilmez unsuru olan siyasal tarafsızlıktır. Siyasal tarafsızlıkta gaye toplumdaki farklı odaklardaki deÄŸerlere, özelliklere eÅŸit mesafede durmaktır. DeÄŸerler üzerinde güç kullanmayan devlet bu zenginlikler mekanizmasını yozlaÅŸtırmaz. (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Bağlantılar, Gündem, Siyaset, Toplum
Ocak 21st, 2008 09:32pm
Talha CAN
Türkiye’nin yeni dönemde atlatacağı sıkıntılar –inşallah- doğum sancısı olarak isimlendirmek siyaseti umutla okumak adına rahatlatıcı bir teskere gibi geliyor insana. Gelecek hakkında hüsnü niyetle yaptığımız yorumlar biraz da geçmişte yaşadığımız olaylardan Türkiye’nin alnının akıyla çıkmış olmasından kaynaklanıyor. Ülke gündemini sıcak tutan ve sırf ortalığı karıştırmak için tezgâhlanmış planların aktörlerinin elinde patlamış olması, hatta bazen komik haller alması ve en önemlisi de halkın bu planlara ve aktörlere artık kanmaması; 21. yüzyıla ümit dolu bir “take-off�la başlaması için önemli işaretler…
           Sözü, yıllardır ve son günlerde gündemin sıcak maddesi olan başörtüsünün yasak tutulmasının hukuki bir dayanağının olup olmadığı ve türbanın serbest bırakılması gibi demokratik bir durum için gizli iktidarın ne gibi tezgâhlar peÅŸinde olacağına getirmek istiyorum. (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Bağlantılar, Gündem, Siyaset, Önerilen Yazılar
Aralık 20th, 2007 09:27pm
Talha CAN
Üzerimizdeki bütün bu ağırlıklara bakıldığında, ümmetin Bayramı kutlarkenki sevincini yanında burukluğu görmemek elde değil. Bizler emaneti elde tutarak Bayramımızı cihanşümul halde karşılayamamanın sorumlusuyuz belki de?
O halde; “Bayramsa Bayramımız Mübarek Olsun�
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Aralık 4th, 2007 06:18pm
Talha CAN
Son günlerdeki polis ile ilgili tartışmaları medyanın nabzıyla odaklanarak birçok ayrıntıyı kaçırıyor hatta yanlışlıklara düşebiliyoruz. Temmuz ayında yenilenen PVSK’nın medya tarafından anti-demokratik bir durum olarak lanse edilmesi, Emniyet içerisindeki bireysel hatalar ve bunun yanında büyük çaplı ses getiren ama polisin kanunen ve vicdanen haklı olduÄŸu olaylar… Bunları salt bir gündemle bakmanın gerçek sonuca ulaÅŸtıracağını düşünmüyorum. Buradan polisin tümden haklı olduÄŸunu söyleyecek deÄŸilim ama ortada bir dalavere olduÄŸunu belirtmek istiyorum. (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Gündem, Siyaset, Toplum
Aralık 1st, 2007 10:20pm
Talha CAN
Sevgili okurlarımız,
Sizlerle tanışmamıza ve fikirlerimizi sunmamıza fırsat veren sitemizin ilk yazısını yayınlayalı bir yıl oldu…
Bu “bir yıl� içerisinde gerek gündemle ilgili gerekse gündem dışı ve genel konulardaki fikir ve analizlerimizi sizlerle paylaşmaya çalıştık…
2007, Türkiye için güzel doğumlara sancı senesi…
Liberal demokratik çerçeveyle yaklaÅŸtığımız konularda objektif ve saÄŸduyulu bir duruÅŸ sergilemeye özen gösterdik… (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Kasım 26th, 2007 04:39pm
Talha CAN
Cumhuriyet’in kurulmasıyla inkılâpların hayata geçirilmesi konusunda yakın tarihimizde bitmek tükenmek bilmeyen bir muallâka gömülmüş bulunmaktayız. Dönemin, uzunca bir süre ve hatta 21. yüzyılı yaÅŸadığımız ÅŸuanda bile “eleÅŸtirilmezlikâ€? zırhıyla korunması tarihi gerçeklerden bizi uzaklaÅŸtırmakta ve bazen de körü körüne yanılgılara sokmaktadır. Şüphesiz bu yanılgılar en çok inkılâplar dönemindeki tarihi eleÅŸtirilerde ortaya çıkmaktadır. Günün konjektürleri içerisinde deÄŸerlendirdiÄŸimizde uygulamaların birçoÄŸunun zeminsiz ve dikta usulü olduÄŸunu görmekteyiz. SavaÅŸtan yeni çıkmış ve kendini toparlamakta zorluk çeken yeni bir devlet için tek parti rejimi diktasını ekonomik ve siyasi iktidar adına en uygun olduÄŸunu savunan zihniyet maalesef demokrasiden fersah fersah uzak bu dönemde insanların hayatları ve hayat tarzları üzerindeki karar mekanizmasını görmezden gelerek tarihi bir hataya körü körüne baÄŸlanmaktadırlar. Nitekim aradan seksen sene geçmesine raÄŸmen “inkılâpâ€? adı verilen tepeden inmeci modernleÅŸmenin toplumda hâlâ yerini bulamadığı ve tartışmaların devam ettiÄŸi gerçeÄŸi, toplumun özünü içermeyen ve tepeden inen çaÄŸdaÅŸlaÅŸmanın gerçeklerden ne kadar uzak olacağının bir kanıtını oluÅŸturmaktadır. YenileÅŸme hareketlerinin sahiplerinin aklından çıkarmamaları gereken bir ÅŸey vardır ki o da “en büyük çaÄŸdaÅŸlık özgürlüktür.â€?(1) (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Siyaset, Tarih, Toplum, Önerilen Yazılar
Ekim 12th, 2007 01:22pm
Talha CAN
Kimine göre on bir ayın sultanının vedası…Â
Kimine göre ÅŸeker bayramı…Â
Kimine göre Ramço bayramı…Â
Kimine… Kime ne? Bana ne!Â
Minareden atlarım bayramınızı kutlarım vesselam…Â
Dandik bir söylem oldu ama demode bir mesaj olmadı:)Â
Mübarek Ramazan Bayramının tüm İslam Alemine, sevenlerinize ve sizlere hayırlar getirmesi duasıyla…
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Duyuru
Ekim 5th, 2007 08:20pm
M. İkbal TUNA
Sivil anayasa tartışmalarının sürdüğü şu günlerde, gündemimizi en çok meşgul eden konuların başında her zaman olduğu gibi laiklik gelmektedir. Resmiyette(anayasa’da) ve bir takım çevrelerce sürekli laik olarak gösterilmemize rağmen uygulamada bir takım hatalar göze çarpmaktadır. Sistemimiz laiklik dışında her türlü uygulamalara açık hale gelmiş durumdadır. Bu farklılaşmayı görebilmek için ilk olarak batıdaki laiklik ve ülkemizdeki laik kavramları ve uygulamalarına bakmak gerekir.
Laiklik ruhbanlı dinlerde, ruhani konseyle devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir kurumdur.
Laikliği din-devlet ayrımı veya din devlet ilişkisi olarak tanımlamak yanlıştır. Din devletten önce vardır ve insanlar devleti temel hak ve hürriyetlerini geliştirmek ve korumak için kurarlar. Bu temel hak ve özgürlülerin başında ise din ve vicdan özgürlüğü gelmektedir. Fakat ne yazık ki ülkemizde laiklik anlayışı devleti kutsallaştırarak, dinsiz bir devlet modeli meydana getirmiştir. İnsanlar vatandaşlık haklarına sahiptirler. Bu hakların en önemlilerinden birisi olan ve kişinin hayatını anlamlı kılan din ve vicdan özgürlüğünün korunması ve laiklikle teminat altına alınması gerekir. Fakat bizdeki durum batıdan çok farklıdır.
Batıda kilise-devlet iliÅŸkisi açısından üç ayrı yaklaşım söz konusudur. Fransa’da kilise ile devlet çatıştığı için laiklik bir mütareke anlamını taşırken, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde, çatışmaya gerek kalmadan kilise ile devlet kendi sorumluluk alanlarını bir kontratla belirledikleri için bunlara “kontrat ülkeleriâ€? denir ve iki tarafın iliÅŸkileri, iki eÅŸit tarafın rızasına dayalı bir kontrata baÄŸlıdır. Üçüncü yaklaşım tarzı ise İtalya’da görüldüğü gibi egemenliÄŸin paylaşılmasıdır. Yani kilise ve devlet egemenliÄŸi eÅŸit olarak paylaşılmış ancak kendi alanlarını yine kendileri belirlemiÅŸ ve taraflar bu yaklaşımı kabul ve beyan etmiÅŸlerdir. Vatikan’ın ortaya çıkışı böyle bir paylaşım esasına dayalıdır. Vatikan bütün dünyadaki Katolik kiliselerinin ve bunların sahip oldukları toprakların sahibidir.1 Öncelikle laiklikten söz edebilmek için bir ülkede hâkim olan ruhani bir otoriteden bahsetmek gerekir. Batı’da Vatikan bu iÅŸlevi üstlendiÄŸi için laiklikten ve iÅŸlevinden bahsedilir çünkü orada, Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verecek olan bir kurumun varlığından söz edilebilir. Fakat biz de daha düne kadar (Abdurrahman Dilipak’ın ifadeleriyle) Sezer’in hakkı Sezar’dan fazlaydı. (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Kategorilenmemiş
Ekim 1st, 2007 06:38pm
M. İkbal TUNA
İnsanlık için en büyük amaç hep ütopyayı yaşamak olmuştur. Anotole France’da dediği gibi her ilerleyişin ruhu ütopyadan gelmektedir. Yeni bir toplum, yeni bir devlet idealize etmek için sürekli olarak yeni sistemler, yeni kavramlar var edilmiştir. Bilindiği gibi İlk ütopya örneği Platon’un devlet ütopyasıdır sonra Farabi’nin Medinet’ül Fâzila (Erdemli Şehir), Thomas More‘un Ütopyası, Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’i,Marks’ın Kominal toplum ütopyaları tarih içerisinde idealize edilerek oluşturulmuş toplum tipleridir.
İnsanlığın kendi kaderine hükmetmesi, erdem, huzur ve güveni yakalayabilmesi için piyasaya sunulan reçetelerin çoÄŸu aslında ayrı kanaldan beslenip aynı doymuÅŸlardır. Günümüzde yaÅŸanan sistem ve ideoloji krizlerinin temelinde de bu sebep yatmaktadır. Tarihin belirli dönemlerinde birbirine zıt olan iki düşüncenin bir süre sonra kulvar deÄŸiÅŸtirmesi de ütopya çıkmazında yatmaktadır. Mesela, siyasi arenaya bir göz atıldığında bazı fikirlerin belirli dönemlerde ve baÄŸlamlarda sol tarafından savunulurken, günümüzde aynı düşüncenin saÄŸ tarafından savunulmakta olunduÄŸuna ÅŸahit olunacaktır. Bir zamanlar sol tarafından savunulan “bireysel özgürlük, piyasa ekonomisi, siyasal tarafsızlık, laiklikâ€? gibi konular, günümüzde sağın merkezine oturmuÅŸ durumdadır. (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Kategorilenmemiş
Eylül 11th, 2007 11:59pm
M. İkbal TUNA
İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal olmanın gereklerine bağlı olarak sürekli toplum ile iç içe yaşamaktadır. Sosyalliğin en temel öğesi ise birliktelik duygusudur. İnsanoğlunun gelişim sürecine baktığımızda ise, eskiye nazaran toplum ilişkilerinde büyük bir kırılma göze çarpmaktadır. Önceleri sosyal hayatımızda büyük bir yeri olan komşuluk ilişkileri bugünlerde olabildiğine sığlaşmış durumdadır. Merhum şairimiz Akif’in de dediği gibi:
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Â
Bir zamanlar biz, insanlara sadece milliyet deÄŸil, insanlığı öğretmiÅŸiz, insan olmayı öğretmiÅŸiz. İçtimai hayatın güzelliklerini, ulvi esintilerini sevgiye hasret sinelere üflemiÅŸiz. Osmanlı demeyeceÄŸim daha 10-15 yıla kadar bizde mahalle kavramı ÅŸimdiden çok farklı ÅŸeyler çaÄŸrıştırıyordu. Mahalle, birbirini tanıyan ve birbirine karşı mesuliyet davası güden, sevinç ve kederin ortak olarak paylaşıldığı ve herkesin birbirine karşı duyduÄŸu güvenin vazgeçilmez odağıydı. Birbirimize her zaman ÅŸefkat ve merhametle bakar, etrafımızı muhabbet hülyaları ile doldururduk. Keder üzerimizden muvakkaten geçen karabulutlar gibiydi. Üzerimizde bulutlar muvakkat deÄŸil mütemadiyen dahi olsa biz gülüp geçiyorduk. Çünkü o zamanlarda kendisini toplumdan izale etmiÅŸ, kendi benliÄŸi uÄŸruna yola çıkmış, topluma tepeden bakan ve milletinin sırtında bir kalbur gibi duran insanlar yoktu. Herkesin tek bir hedefi vardı. O da baÅŸkaları için yaÅŸamaktı. Kendi canı pahasına da olsa… Aslında sadece milletimiz deÄŸil, insanlık da hep yaÅŸatma arzusuyla var olabilmiÅŸti. YaÅŸadığı dönemdeki toplumun emiri olan Zeynel Abidin halkına çuvalla yiyecek taşırken fark edilmemek için bu iÅŸi gece yapardı. Halk her sabah kapısının önünde hazır bekleyen erzakın kim tarafından getirildiÄŸi ancak Zeynel Abidin vefat ettiÄŸinde anlamışlardı. Çünkü o sabah kimsenin kapısında yiyecek yoktu ve Gassal, bu büyük emiri yıkarken sırtında iki karışlık bir nasır görmüştü. Acaba dünlere kadar bizimde nice Zeynel Abidinlerimiz yok muydu? (daha fazla…)
Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Toplum
Eylül 5th, 2007 04:37pm
Talha CAN

Bu Yazıyı Paylaşın
Kategoriler: Kategorilenmemiş
Previous Posts